Gazze’den ve işgal altındaki Filistin’den her gün yayılan korkunç görüntüler, İsrail’in eylemlerinin soykırım niteliğini hiçbir şüpheye yer bırakmadan ortaya koymaktadır. ABD ve AB emperyalizminin vazgeçilmez işbirliğiyle hedef, kahraman Filistin halkını haritadan silmek ve topraklarını ele geçirmektir.
Yakın zamanda yıkılmış Gazze kentinden bir milyon Filistinlinin zorla yerinden edilmesi emri, Netanyahu, Ben Gvir ve onların çürümüş, insanlık dışı rejimi tarafından planlanan yeni bir ölüm yürüyüşüdür. Aynı zamanda Batı Şeria’daki yerleşimlerin genişlemesiyle ilan edilen hedef, bölgenin kesin ilhakıdır; özerk Filistin bölgelerinin bile yaşamasını imkansız kılacak koşullar yaratılmakta, burada da giderek yoğunlaşan etnik temizlik eylemleri uygulanmaktadır.
Planlı açlık, yıkımlar ve bombalamalar, su ve elektrik kesintileri, on binlerce çocuğun öldürülmesi ve sakat bırakılması—kısacası İsrail ordusunun (IDF) vahşeti cezasız kalamaz. Soykırıma rağmen direniş canlıdır ve İsrail için aşılmaz bir engel olmaya devam etmektedir. Siyonist hükümetin sivil halkın genel askeri seferberliği de dahil olmak üzere olağanüstü önlemlere başvurma ihtiyacı giderek artmakta, bu da kolayca kazanılamayacak, bataklığa saplanmış bir çatışmayı göstermektedir.
İsrail’deki protestolar iç sansürü ve baskıyı aşmaya başlamıştır. Hükümete karşı güçlü hoşnutsuzluğu ifade eden kitlesel gösteriler gerçekleşmiştir. Binlerce Yahudi yurttaş, İsrail’de ve dünyada, soykırımın kendi adlarına gerçekleştirilmeyeceğini ilan etmek için örgütlenmektedir. Bu arada Batı Şeria halkı, yeni İsrail saldırılarına ve yerleşimcilerin barbarlığına karşı direnmektedir.
Filistin halkına karşı gerçekleştirilen soykırımın Ortadoğu’nun yeniden tasarlanmasının bir parçası olduğuna şüphe yoktur. Trump yönetiminde olduğu gibi, Biden döneminde de ABD, hançerleriyle sınırları yeniden çizmek istemektedir. Amaç halklara özerklik vermek değil, onları bu yeni bölünmeye göre boyunduruk altına almaktır. ABD ve İsrail (başkanlardan ve hükümetlerden bağımsız olarak) “Yeni Ortadoğu”yu dayatmaktadır. Bu, Arap ülkelerinin Siyonist devleti tanımasını ve İran’ı bölgedeki kilit halka olarak dışlayan, Çin’in “İpek Yolu”na karşı ağırlık oluşturacak bir Hindistan-Körfez-İsrail-Avrupa ekonomik koridorunun teşvikini öngörmektedir.
İsrail’in eylemleri, ABD’nin bombaları ve dolarları ve Avrupa Birliği ortaklarının güçlü desteği olmadan düşünülemezdi. Bazı Avrupa hükümetlerinin farklılaşması ise, daha çok AB’nin (iç çelişkileriyle birlikte) uluslararası arenada rolünü yeniden canlandırma çabasıyla ilgilidir.
BRICS ülkelerinin tutumu, “çok kutuplu bir dünya”nın Filistin halkının ve genel olarak ezilen halkların özgürleşmesine yardım edeceği analizini çürütmektedir. Son BRICS Zirvesi’nde “soykırım” kelimesi kullanılmamış, üye ülkeler İsrail’e karşı hiçbir önlem almamış, ekonomik ve ticari ilişkilerini, hatta silah ticaretini bile olağan şekilde sürdürmüşlerdir. Özellikle Çin, İsrail’in en büyük ithalatçısıdır ve 2024’te 19 milyar dolarlık ihracatla ikinci sıradadır. Rusya’nın 2024’te İsrail ile ticaret hacmi yaklaşık 4 milyar dolardır. Güney Afrika hariç, BRICS ülkeleri sembolik bile olsa hiçbir diplomatik adım atmamıştır.
İsrail tarafından son dönemde saldırıya uğrayan Katar da, İsrail’in bombaladığı ülkeler listesine katılmıştır: Yemen, İran, Suriye, Lübnan, Irak, Ürdün, Mısır, Tunus, Filistin. NATO üyesi Türkiye’nin liderlerinden biri olacağı bir savunma ittifakı çağrısı, Ortadoğu’nun yeniden tartışılması konusundaki çekişme ve anlaşmazlıkların bir parçası olarak görülmelidir; Filistin topraklarında emperyalizme ve sömürgeciliğe karşı bir ittifak olarak değil.
Bu blok, bugün her zamankinden daha fazla gerçeklerle çelişen “iki devletli çözüm”de ısrar etmektedir. Bu perspektif, Siyonizm ve emperyalizmle yapılacak bir anlaşma yoluyla bölgesel güçlerin Gazze’ye müdahale etme emelini ifade eder.
Oysa İsrail devletinin varlığı ne Filistin halkının özgürleşmesi ne de kalıcı barış ile bağdaşır. Soykırımcı Siyonist devlet taş taş sökülerek yıkılmalıdır. Ordusu, silahlı yerleşimcileri, ırksal ayrımcılığı, hapishaneleri, duvarları, kaynak yağması ve kâr mekanizması dağıtılmalıdır. Ve daha da önemlisi, İsrail tarafından sürgün edilen milyonlarca insan için geri dönüş hakkı uygulanmalıdır. Çözüm, bölgedeki daha geniş devrimci yükselişin bir parçası olarak, Arap ve Yahudi işçilerin ortak anti-kapitalist ve sosyalist mücadelesiyle İsrail devletinin yerine tek bir laik ve sosyalist Filistin’in kurulması; ve bölge çapında monarşilerin ve gerici rejimlerin yıkılması ile mümkündür.
Filistin’le dayanışma hareketi kıtalara ve sınırlara yayılan geniş bir dalgadır. Halk desteği giderek Filistin halkının yanında yoğunlaşmakta, soykırım teşhir edilmektedir. İnsani yardım filosu, Gazze kervanı, Yunanistan tatil köylerindeki protestolar ve kültür insanlarının açıklamaları bu davanın ne kadar yaygın kabul gördüğünü göstermektedir.
Bununla birlikte, bazı hükümetlerin yeniden konumlanmalarını da not etmek gerekir. Son olarak İspanya devleti, soykırıma karşı açıklamalar yapmış, ama bunları somut eylemlere çevirmemiştir. Bu, tipik bir aldatıcı taktiktir: kapitalist hükümetler yükselen halk hareketinden fayda sağlamak isterler, ama kapitalistlerin ekonomik çıkarlarını riske atmazlar. Bu arada Filistin’e destek gösterilerine yönelik kitlesel baskınlar, aşırı sağ ve neo-Nazilerin serbestçe hareket ettiği Almanya ve Birleşik Krallık gibi ülkelerde sürmektedir. Küresel ateşkes ve soykırımın son bulması çağrısı yapan dayanışma hareketi heterojen ve çelişkili bir karakter taşımaktadır. Ancak Filistin’in özgürleşmesi, tıpkı tüm halkların özgürleşmesi gibi, yalnızca net bir anti-kapitalist ve anti-emperyalist stratejiyle mümkündür. Burjuvaziyle kurulacak “demokratik cepheler” Filistin için de faşizme karşı mücadele için de faydasızdır. Biz Siyonist katliama karşı, mücadele etmeye istekli olan herkesle birlikte savaşırız. Ancak, İsrail ve Filistin’in kullandığı şiddete eşit mesafede durarak Filistin direnişinin “terörizm” olarak damgalanmasına katkıda bulunan ve kınayan siyasi güçlere hiçbir politik taviz vermeyiz.
Güçlü önlemler talep etmek ve uygulamak gerekir: İsrail ile tüm ilişkilerin kesilmesi dahil. Bu, yalnızca askeri teçhizatın değil, ekonomik ve teknolojik desteğin de durdurulmasını kapsar. İsrail’in bir “soykırımcı” ve bir de “savunmacı” yüzü olduğu iddiası yanlıştır; Demokratik Sosyalistler (DSA) üyesi ABD Kongre üyesi Alexandria Ocasio-Cortez’in, Siyonist devlete askeri yardım lehine oy kullanırken söylediği gibi. Bu nedenle, soykırım karşısında işçilerin tepkileri özellikle devreye sokulmalıdır: İsrail’e mal taşıyan limanların, İsrail’e ulaşımın ve İsrail’e yönelik mal veya hizmet üretimi engellenmelidir. Kendi ülkelerimizde savaş bütçelerinin ve savaş hazırlıkları teşhir edilmeli ve bunlara karşı konulmalıdır. NATO’ya, ABD’ye ve diğer askeri üslere karşı gösteriler düzenlenmelidir. Kahrolsun halkı savaşa ve açlığa sürükleyen hükümetler!
Soykırıma karşı mücadele ve kahraman Filistin direnişine destek, tüm dünya emekçilerinin acil görevidir. Bu zulmün hesabını sorulması gerekenler bellidir: kapitalizm, onun hükümetleri ve dünyanın emperyalist paylaşımı. Bu hareket aynı zamanda işçiler ve ezilen halklar arasında uluslararası dayanışmanın da tohumudur. Filistin davası, her ülkede mücadeleleri ve talepleri yeniden canlandırmaktadır. Bu yüzden hükümetler korkmakta ve baskıya başvurmaktadır. Filistin bayrağını yükseklerde dalgalandıralım. Filistin’in zaferi, işçilerin özgürleşmesi ve sosyalizme doğru bir adım olacaktır. Kapitalizmin topyekûn savaş yönelimi, yeni bir devrimci yanıt için kararlı adımlar atmayı gerektirmektedir. Güçlü, enternasyonalist, anti-kapitalist bir sol ve savaş karşıtı bir mücadele yürütecek bir işçi hareketi, rakip kapitalist bloklara ve burjuva sınıfara karşı siyasi bağımsızlık temelinde inşa edilmelidir. Filistin özgür olmadıkça dünyanın hiçbir yeri gerçekten özgür olmayacaktır.
Filistin halkına yönelik soykırımın ve kasıtlı kıtlık derhal son bulmalıdır!
Siyonist askerler ve yerleşimciler Gazze ve Batı Şeria’dan koşulsuz çekilmelidir!
Gazze halkının sürgününe hayır!
Siyonist yıkım ve ölüm makinesine, onun koruyucularına ve suç ortaklarına son!
Siyonist-Batı sömürgeciliğine karşı Filistin’in kurtuluş mücadelesiyle dayanışma!
Nehirden denize özgür Filistin!
Yaşasın din veya ırk ayrımı gözetilmeksizin herkese açık, birleşik, laik, demokratik ve egemen Filistin!
Yaşasın Ortadoğu’nun emperyalist boyunduruğundan ve kapitalizmden özgürleşmiş halklarının sosyalist birliği!
Bütün dünyanın işçileri ve ezilenleri, birleşin!
Partido Obrero (Arjantin)
SEP (Türkiye)
Communist Liberation (Yunanistan)
TIR (İtalya)

