09/2025

Küresel Ekonomi 2025: Çoklu ve Patlayıcı Fırtına Cepheleri Trump Çelişkileri Hızlandırıyor – Pablo Heller

(PO, Arjantin)

Küresel ekonomiyi ayırt eden bir unsur varsa, o da patlayıcı etkiye sahip fırtına cephelerinin çoğalmasıdır. Ticaret ve gümrük vergisi savaşı, bu yıl Nisan ayında Trump’ın duyurularıyla birlikte ileri bir aşamaya sıçradı. Devletler ve sermayeler arasındaki çatışmalar ve yüzleşmeler belirgin biçimde yoğunlaştı. Bu durum, daha önce bir dünya savaşına işaret eden eğilimlere zemin hazırlıyor. Trump’ın saldırısı, ABD’nin gerilemesine karşı koyma ve uluslararası arenada yitirmekte olduğu ekonomik ve siyasi gücü ile yerini yeniden kazanma girişiminin parçasıdır. Ancak şimdiye kadarki sonuç belirsizliğini koruyor, iniş ve çıkışlarla belirleniyor.

Enflasyonla Birlikte Durgunluk


Amerikalı milyarderin yönetimini değerlendirirken temel mesele, bu saldırıyla Amerikan üretimini canlandırmayı başaramamış olması ve olumsuz sinyallerin sürmesidir. Enflasyonist eğilimleri hafifletmeyi başaramadan ufukta bir durgunluk beliriyor. Gümrük vergileri fiyatların fırlamasına neden oluyor, öyle ki “stagflasyon”a, yani enflasyonla birlikte durgunluğa doğru bir eğilim ortaya çıkıyor.

Şimdilik işsizlik oranları yükselmeye başladı. Veriler, ABD’de Temmuz ayında beklenenden daha küçük bir yeni istihdam artışına işaret ediyor. İşgücü piyasasında belirgin bir soğuma yaşıyoruz; istihdam artışı 2024 boyunca aylık ortalama 168 bin iken, son üç ayda aylık sadece 35 bin oldu.

Trump’ın, gümrük vergileri dayatmanın üretken faaliyetin yeniden serpilmesini sağlayacağına dair vaatleri gerçekleşmedi. “2025’in ilk çeyreğinde yüzde 0,5’lik bir daralma oldu. İkinci çeyrekteki yüzde 3,3’lük büyüme gerçek bir büyümeyi yansıtmıyor, çünkü ithalattaki yaklaşık yüzde 30’luk düşüş GSYH hesaplamasını yukarı doğru çarpıtıyor” (veriler Ticaret Bakanlığı’na bağlı Ekonomik Analiz Bürosu’ndan alınmıştır). Yılın ikinci yarısında reel büyüme yüzde 1,3 olabilir, 2025 yıllık ortalaması ise yüzde 1,7’ye yakın. Normalde işsizlik oranını yükseltmesi beklenen bu eğilimlere karşın işsizlik son bir yılda yaklaşık yüzde 4,2’de sabit kaldı. Bu büyük ölçüde, Trump yönetiminin göreve geldiğinden beri göçmenlere yönelik baskıcı önlemlerinin sonucu olan “göçte ani düşüş” nedeniyle, Powell’ın ifadesiyle böyle gerçekleşti.

Henüz ince olsa da fiyatlar üzerindeki ilk etki hissedilmeye başladı. Gümrük vergisi artışları henüz resmi tüketici enflasyonu verilerine tam olarak yansımadı, zira bazı şirketler gelirlerini ve pazar paylarını korumak için şimdilik fiyatlarını artırmamayı seçti. Ancak bu durum sonsuza kadar süremez ve artışlar dayanıklı tüketim mallarında şimdiden hissedilmeye başladı. Üretici fiyat endeksiyle (ÜFE) ölçülen toptan eşya fiyatları Temmuz’da bir yıl öncesine göre yüzde 3,3 daha yüksekti.

“General Motors, gümrük vergisi artışlarının kârını 1 milyar doların üzerinde azalttığını söyledi. Stellantis, ithalat vergilerinin bilançosundan 350 milyon dolar götüreceğini belirtti; Nike, 1 milyar dolarlık maliyet artışıyla karşı karşıya ve sonuçlarına etkisini dengelemek için ‘cerrahi’ fiyatlamalar uygulamayı planladığını açıkladı. General Motors, diğer şirketler gibi, vergi darbesini absorbe edeceğini bildirdi. Daha küçük sektörler ciddi sonuçlarla yüzleşiyor. Bloomberg’in haberine göre ABD Ticaret Odası, 2023’te 500’den az çalışanı olan yaklaşık 236 bin küçük ithalatçının 868 milyar dolar tutarında mal satın aldığını tahmin ediyor. Oda, bu şirketler üzerindeki birleşik yıllık gümrük vergisi etkisinin 202 milyar dolar olacağını, şirket başına ortalama 856 bin dolar düştüğünü söyledi.” (Trump’ın tarifeleri, SWS, 17-08)

Şoklar ve Kırılmalar


Bu arada gümrük vergisi savaşı, küresel ekonomide belirsizlik ve yerinden oynamayı körüklüyor. Bu, iş yapısı yüksek derecede entegre olan ve hükümetin yurt dışında üretilen malların ABD’ye girişine koyduğu engellerden zarar gören ABD şirketlerinin kendilerini de etkiliyor. Benzer şekilde, girdilere uygulanan gümrük artışları yurtiçi maliyetleri yükseltiyor ve ülkedeki şirketlerin kârlılığını etkiliyor. Çin’in ticari misillemesi, Pekin’in soya fasulyesini ABD yerine Brezilya’dan satın alacağını duyurmasının ardından ABD tarım sektöründe suları zaten dalgalandırıyor. Misilleme, Pekin’in başlıca küresel tedarikçisi olduğu ve birçok ileri teknoloji endüstrisi için stratejik bir madde olan “nadir toprak elementleri”nin tedarikini durdurması örneğinde olduğu gibi, üretimin felç edilmesini tehdit etmeye kadar gidiyor. ABD ile Avrupa arasındaki ateşkesten bu yana tedarikler yeniden başladı, ancak kriz öncesi seviyelere ulaşmadı.

Washington, Avrupa’nın yanı sıra Japonya ve Kore’ye de gümrük anlaşmalarını dayatmayı başardı. Ancak başlıca rakibi ve hedefi olan Çin’e uygulamayı genişletiyor ve kendi lehine kayda değer değişiklikler elde edemiyor. Rusya ile ticareti nedeniyle Hindistan’a yönelik tarifeler, Hindistan’ı Çin’le daha yakın bir anlayışa yöneltti. Bu bağlamda Trump’ın saldırıları yalnızca siyasi tavizleri (Brezilya’da Bolsonaro’ya özgürlük, Hindistan’ın Rus petrolü ithalatını durdurması) değil, tüm yelpazede ekonomik tavizleri de (pazarların açılması, yatırımlarına, mallarına ve kamu işleri ile hizmet ihalelerine öncelik tanınması, şirketlerinin ilaç patentleri için ödeme tanınması vb.) hedefliyor.

Yukarıda anılan anlaşmaların ve ABD ile Çin arasında Kasım’a kadar bir ateşkesin ilanına rağmen, Başkan Trump’ın dayattığı gümrük vergilerinin yarattığı kaos sürüyor ve hatta yoğunlaşıyor.

En büyük karmaşa, özellikle Almanya, Güney Kore ve Japonya’yı etkileyen, 232. Bölüm kapsamında otomobillere uygulanan yüzde 25’lik tarifeler etrafında dönüyor.

“Japonya ve ABD 25 Temmuz’da genel gümrük oranlarını yüzde 15’e indirerek bir anlaşma ilan etti. Bu genel tarife uygulanmış olsa da, otomobiller üzerindeki yüzde 25’lik vergi yürürlükte kalıyor. Duyurudan neredeyse bir ay sonra, Japon yetkililer hâlâ Trump’tan, yüzde 15’lik tarifenin oto tarifelerine ek olmadığını belirten bir başkanlık kararnamesi görmüş değil. Japonya’nın baş müzakerecisi Ryosei Akazawa geçen Cuma günü şöyle dedi: ‘Zarar görüyoruz, kanama durmadı. ABD’nin bir an önce kararı imzalamasını istiyoruz.’ Japonya için ‘kanama’ önemli olacaktır. Güney Kore yüzde 15’lik genel tarifeye tabi tutuldu, ancak yüzde 25’lik otomobil ek tarifesi yürürlükte. Ticaret verileri, ABD’ye otomobil ihracatının yılın ilk yarısında değer olarak neredeyse yüzde 17 düştüğünü, 232. Bölüm önlemlerine tabi olan çelik ihracatının ise yüzde 11 azaldığını gösteriyor.” (Trump’ın “anlaşmalarına” rağmen gümrüklerde karmaşa hüküm sürüyor, SWS, 20-08)

AB ise araçlara yüzde 15’lik bir tavan uygulanacağını düşünüyordu. Ama şimdiye dek böyle olmadı. “Alman Otomotiv Sanayii Birliği (VDA), üyeleri ağır darbe aldığı için hızlı bir çözüm için bastırıyor. VDA Başkanı Hildegard Müller geçen hafta Bloomberg’e yaptığı açıklamada, ‘AB-ABD anlaşması Alman otomotiv sektörü için henüz ne netlik ne de iyileşme getirdi. Ortaya çıkan maliyetler milyarlarla ifade ediliyor ve artmaya devam ediyor’ dedi.” (a.g.y.)

Bu engeller tersine çevrilmezse, otomobil üreticilerinin AB’nin misilleme yapması yönünde baskısı olacaktır, bu da ABD ile AB arasındaki krizin sona ermesinden ziyade daha büyük bir şiddetle yeniden açılabileceği anlamına gelir. Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda Müttefiklerin Almanya’ya dayattığı savaş tazminatlarıyla “Versailles Barışı” gibi gaddar anlaşmaların İkinci Dünya Savaşı’na giden yolu nasıl körüklediğini hatırlayalım.

Trump, çiplere yönelik gümrük vergisi oranının “yaklaşık yüzde 100” olacağını, ancak ABD’de üretim tesisi kuran şirketlere uygulanmayacağını söyledi. “Apple, ABD’deki yatırımlarını 100 milyar dolardan 600 milyar dolara çıkarma taahhüdünde bulunduktan sonra bir istisna kazanmış gibi görünüyor. Ancak Apple, operasyonlarını ülkeye taşıma kapasitesi olmayan diğer tedarikçilere bağımlı. Büyük çip üreticileri, taviz koparmak için ne yapmaları gerektiğini anlamakta zorlanıyor.” (a.g.y.)

Ateşkesin uzatılması, Trump yönetiminin “Nvidia ve Advanced Micro Devices (AMD) tarafından yapay zekâ (YZ) geliştirilmesinde kullanılan üst düzey çiplerin Çin’e ihracatına izin veren” olağanüstü bir kararıyla bağlantılı. Anlaşmaya göre Nvidia ve AMD, ihracat lisansı karşılığında Çin’e çip satışlarından elde ettikleri gelirin yüzde 15’ini ABD hükümetine devredecek. Bu “emsalsiz” bir anlaşmadır, zira hiçbir ABD şirketi daha önce ihracat lisansı almak için gelirinin bir kısmını devretmeyi kabul etmemişti. Çin’e çip satışına izin verilmesi, Nisan’da Nvidia’nın H20 çipinin ihracatını yasaklayan Trump kararından geri dönüş anlamına geliyor ve ABD’nin askeri ve istihbarat çevrelerinde güçlü tepki yarattı.” (a.g.y.)

Demokratlar da devreye girerek, Trump’ın kararını ABD ulusal güvenliğinin altını oymak ve “ihracat kontrollerinin tehlikeli şekilde kötüye kullanımı” olarak kınadılar. Ateşkes uzatımının parçası olan Trump’ın kararı, ABD egemen sınıfı içindeki derin bölünmeleri açığa çıkardı.

Balon ve Yapay Zekâ


Rekor kıran borsa rallisi yukarı yönlü bir eğilim yanılsaması yaratıyor, fakat gerçekte yükseliş başlıca şirketlerde, özellikle teknoloji sektörünün “Muhteşem Yedili”sinde yoğunlaşıyor. Bu grup yıllık yüzde 26 hızla büyürken, endeksteki diğer 493 şirket neredeyse artış göstermedi. Piyasa değeri en yüksek S&P 500’deki 10 şirketin başını, Nvidia, Microsoft, Alphabet, Apple, Amazon, Tesla, Meta, Broadcom ile Berkshire Hathaway ve JPMorgan Chase gibi teknoloji ve finans şirketleri çekiyor. 8 Nisan’dan bu yana S&P’deki kazançların yüzde 56’sı bu şirketlerden geliyor.

Ancak sözü edilen hisselerdeki yükseliş bile kaygan zeminde, çünkü yapay zekânın devreye sokulmasından kaynaklanacak kâr artışlarına ilişkin beklentiler gerçekleşmedi. Kârlılık, yatırım düzeylerinin çok gerisinde.

Yıl sonunda Meta, Amazon, Microsoft, Google ve Tesla “son iki yılda YZ sermaye yatırımlarına 560 milyar doların üzerinde harcama yapmış olacak, ancak yalnızca 35 milyar dolar civarında gelir biriktirmiş olacak. Amazon bu yıl 105 milyar dolar sermaye harcaması yapmayı planlıyor, fakat yalnızca 5 milyar dolar gelir elde edecek. Üstelik gelir kâr değildir, zira gelir YZ hizmetlerinin sağlanma maliyetlerinden önce ölçülür. 2025’te YZ’ye sermaye yatırımı 332 milyar dolar iken gelir yalnızca 28,7 milyar dolar. YZ modellerini eğitmek ve çalıştırmak için gerekli devasa veri merkezlerine yatırımların on yılın sonunda 1 trilyon dolara ulaşacağı öngörülüyor” (Michael Roberts, Sin Permiso, 27-07).

Muhteşem Yedili’den herhangi biri, gelir ve kârlara kıyasla yaptıkları harcamalarda frene basar ve buna bağlı olarak çip alımlarını azaltırsa, Nvidia’nın hisse fiyatı hızla düşebilir ve diğerlerini de peşinden sürükleyebilir.

Bu devasa sermaye yatırımının beklenen getirileri gerçekleşecek mi?

Bilinen ChatGPT örneğini ele alalım. “Sözde haftalık 500 milyon aktif kullanıcısı var, ancak son sayımda yalnızca 15,5 milyon ücretli abone mevcut, bu da sadece yüzde 3’lük bir dönüşüm oranı demek. YZ sohbet botlarını kullanan kişi sayısı artsa da, kullandıkları YZ hizmeti için ödeme yapanlar çok az ve ABD’de 5.000 yetişkinle Menlo Ventures tarafından yapılan bir ankete göre yıllık yaklaşık 12 milyar dolar gelir üretiyor. YZ kârlarına gelince durum daha da kötü. Büyük Teknoloji’nin yıllık kâr büyümesi son birkaç çeyrekte durgunlaştı ya da yavaşladı ve 2025 ile 2026’da daha da yavaşlaması bekleniyor” (a.g.y.).

Dolayısıyla YZ patlamasının, 1990’ların sonundaki dot-com çöküşü gibi sonuçlanabileceğini söylemek makul. Sorulardan biri de YZ’nin emek verimliliği üzerindeki etkisi. OECD raporunun belirttiği gibi: “Son yarım yüzyılda ofisleri ve cepleri giderek daha hızlı bilgisayarlarla doldurduk, yine de gelişmiş ekonomilerde emek verimliliği artışı 1990’lardaki yıllık yaklaşık yüzde 2’den, son on yılda yüzde 0,8 civarına düştü. Çin’in bir zamanlar artan işçi başına üretimi bile durdu.” Araştırma verimliliği yavaşladı. Ortalama bir bilim insanı artık 1960’lardaki benzerine kıyasla dolar başına daha az yenilikçi fikir üretiyor (OECD, AI: Bubbling, Sin Permiso, 28-07).

Emek verimliliğini artırmadaki kilit etken, emek tasarrufu sağlayan yeni teknoloji yatırımıdır. Ancak iş yatırımları tüm ülkelerde belirgin biçimde yavaşladı. OECD bunun nedenini açıkça ortaya koyuyor: “Sermaye piyasalarına erişimi olan firmalar için hazır ve ucuz krediye rağmen yatırımlardaki yavaşlama, belirsizlik ile beklenen kârların yatırım kararlarında finansal koşullardan daha önemli rol oynadığını gösteren tarihsel örüntülerle uyumludur.” Başka bir deyişle, sermayenin getirisi düşmüş ve yeni teknolojilere yatırım teşvikini azaltmıştır (a.g.y.).

Ve yazılım gibi “maddi olmayan” yatırımlar, tesis ve ekipman gibi maddi yatırımlardaki düşüşü telafi etmedi. “Amerikan kapitalizminin son on yıllardaki yapısal değişimi dikkat çekicidir. Yaklaşık 30 yıl önce önde gelen şirketler sanayi, enerji, temel tüketim ve teknoloji şirketleriydi. Bugün en büyük on şirketin sekizi teknoloji, kalan ikisi finans şirketi.

Bu dönüşüm, varlık bileşiminde ve kârların birikme biçiminde önemli bir kaymaya yol açtı. Büyük S&P şirketlerinin varlıkları eskiden fabrikalar, ekipmanlar ve stoklar gibi fiziksel varlıklardan oluşuyordu. Varlıklarının yaklaşık yüzde 90’ı artık fikri mülkiyet, marka değeri ve ağlardan koda, içerik yeteneğine ve bilgiye uzanan maddi olmayan varlıklardır. ABD’de, GSYH’ye oranla maddi olmayan varlıklara yatırım 1990’ların sonlarında maddi varlıklara yatırımı aştı ve aradaki fark yalnızca büyüdü.

Ekonominin kilit sektörlerinde kârların birikme biçiminde bir kayma var. “Sanayi firmaları örneğin kârlarını tesis ve ekipmana daha fazla yatırım yoluyla artırmaya çalışıyordu. Ama teknoloji şirketleri giderek asalak birikim biçimlerine dayanıyor. Apple’ın kârı, özünde bir rant olan işletim sistemleri üzerindeki tekeline bağımlıdır. Bir iPhone’un fiyatı bileşenlerinin maliyetine göre belirlense satış fiyatı yüzlerce dolar düşerdi. Muhteşem Yedili’nin kâr kaynaklarından biri, tekel kuramasalar bile, en azından pazarda baskın bir konum oluşturmaktan gelir” (Borsa Ateşi Grafiği, SWS 23-08).

“Hisse fiyatlarını etkileyen kurumsal finansmanda da önemli değişiklikler yaşanıyor. Büyük şirketler, yeni hisse ihracıyla fon toplamaktansa giderek borca ve kaldıraç kullanımına dayanıyor. Bunun yerine hâkim özellik, hisse geri alımı olgusu.” (a.g.y.)

1982’ye kadar bu uygulama piyasa manipülasyonu sayıldığı için yasadışıydı. Reagan döneminde yasa değiştiğinden beri olağan hale geldi.

ABD şirketleri bu yıl şimdiye dek 983,6 milyar dolarlık geri alım açıkladı ve yıl sonunda toplamın 1,1 trilyon dolara ulaşması bekleniyor, bu tüm zamanların rekoru. En büyük geri alımcılar arasında Apple ve Google’ın ana şirketi Alphabet’in yanı sıra JPMorgan, Bank of America ve Morgan Stanley gibi büyük bankalar var.

Bu borsa yükselişi sağlıklı bir ekonomi yanılsaması yaratıyor. Ancak bu kaynaklar yeni yatırımları finanse etmek, üretim kapasitesini artırmak ya da istihdam yaratmak için kullanılmıyor. Bu da, sonrasında hissedarlar, CEO’lar ve şirket yöneticileri arasında dağıtılan kârları şişiren sahte bir hisse değerlemesine yol açtı.

Borç Krizi ve Doların Düşüşü

Küresel ekonomi, özellikle de ABD ekonomisi, artan borçla ayakta tutuldu. Borsa yükselişleri, gerçek ekonomide zayıf performans gösteren ya da düpedüz zarar eden şirketlerle çelişiyor. “Zombi” şirketlere tanık oluyoruz; borç servislerini bile yapamıyorlar, yeniden finanse ediyorlar. Yüksek faiz oranları bunları giderek daha sürdürülemez kılıyor ve kendilerine borç veren finansal sistemi tehlikeye atıyor. Bu asalak yapı, Fed başta olmak üzere merkez bankalarının kurtarmaları sayesinde ayakta kaldı; özel kesim borcu 14 trilyon doların yanı sıra kamu borcu da 18 trilyon dolar. Toplam ABD borcu 69 trilyon dolara, yani GSYH’sinin iki katından fazlasına ulaşıyor. Mart 2020’de ABD, küresel finansal sistemin temeli ve sözde dünyanın en güvenli varlığı olan Hazine tahvilleri piyasası donunca bir sarsıntı yaşadı. Çöküş, Fed’in para enjeksiyonu ve hükümet kurtarmalarıyla önlenebildi. Üç yıl sonra, Mart 2023’te faizler yükselince ve tuttukları Hazine tahvilleri değer kaybedince Silicon Valley Bank ve First Republic’te kaçış yaşandı. Bu, yalnızca ilgili bankalar için değil, diğerlerinin tümü için örtük bir garantiyle birlikte Fed ve diğer yetkililerin bir kurtarma organize etmek üzere müdahalesini zorunlu kıldı.

Kapitalist kriz ve Amerikan gerilemesi dolar üzerinden ifade buluyor. Bu olguyu gösteren işaretlerden biri de tarihi zirvelere ulaşan altın patlaması. Son haftalarda ons fiyatı 3.700 dolara yaklaşarak yeni bir zirve yaptı. Başlıca talep sahiplerinden biri merkez bankaları. Altın, merkez bankası rezervlerinde euronun önüne geçerek ikinci en büyük bileşen haline geldi.

ABD para biriminin mevcut düşüşü, Başkan Nixon’ın Ağustos 1971’de doların konvertibilitesini kaldırmasıyla başlayan yarım asrı aşkın döngüyü tamamlıyor. O tarihten bu yana dolar, itibari (fiat) para olarak işlev görüyor. Yani gerçek bir değerle desteklenmiyor, ABD devletinin ve kurumlarının finansal gücüne dayanıyor.

Bu güce olan güven, küresel kapitalist krizin evrimi ve özel olarak ABD ekonomisinin gerilemesiyle istikrarlı biçimde aşındı. Yinelenen ve giderek büyükleşen krizler, Fed’in dolar basımını artırması ve Hazine borcunun büyümesiyle ifadesini bulan devletin kurtarmasını gerektiriyor.

Trump’ın, ticaret savaşıyla başlayan politikaları, devletler ve kapitalistler arasında çatışmaları körükledi ve nihayetinde savaş sonrası uluslararası finansal ve ekonomik düzeni zayıflattı; bu da dönüp Amerikan gücünü aşındırıyor. Bu bağlamda Hazine tahvilleri ve bizzat ABD para birimi, geçmişte olduğu gibi krizlere karşı “güvenli liman” işlevi görmekten çıktı.

Hükümet, sermaye üzerindeki vergileri düşürdü, savunma harcamalarını artırdı ve buna ek olarak faiz ödemeleri şaşırtıcı biçimde 1 trilyon dolara ulaştı. Personel ve sosyal güvenlik fonları dâhil çeşitli kamu kurumlarındaki harcama kesintileri bu dengesizliği telafi edemedi. Elon Musk’ın liderliğindeki ve milyarderin görev döneminin başında kurduğu organizasyona (DOGE) verilen rol, fiyaskoyla sonuçlandı.

Beyaz Saray’ın, gümrük vergisi gelirlerinin vergi indirimlerinden doğan gelir kayıplarını telafi edeceği ve böylece mali açıkları dengeleyeceği yönündeki vaadi yerine gelmedi.

Faiz Oranı Üzerindeki Çekişme 

Bu bağlamda faizlerin düşürülmesi sadece Wall Street için değil, daha geniş finans ve iş çevreleri için zorunlu hale geldi; zira bir çöküş tüm ekonomiyi aşağı çekebilir. Trump’ın ısrarı bu olguya bağlı, ancak sonuçları başka düzlemlerde ters tepebilir. Faiz indirimi enflasyonist eğilimleri yeniden alevlendirecektir. Kamu borcu dâhil borcun maliyetini düşürecektir, ama aynı anda, getiriler düştüğünde ABD borcuna yatırılmış sermayenin çıkışını tetikleyecektir. Hazine tahvillerinin değer kaybına ve doların düşüşüne yönelik mevcut eğilimi şiddetlendirecektir; dolar diğer para birimleri ve özellikle tarihi zirvelere çıkan altın karşısında zemin kaybediyor. Eşi görülmemiş olgu şu ki, diğer krizlerin aksine, ABD Hazine tahvilleri “güvenli liman” işlevini yitirdi. Yatırımcılar, ABD borcunun geri ödeme kapasitesine dair şüphe duymaya başladı ve bu, uluslararası danışmanlık şirketlerinin ülkenin üçlü A notunu düşürmesine yol açtı.

Her yıl akademi ve finans dünyasından üst düzey merkez bankacılarını bir araya getiren Jackson Hole buluşması, küresel ekonomiyi sarsan çalkantıların damgasını taşıyordu.

Başlıca beklentilerden biri, Fed Başkanı Jerome Powell’ın faizler hakkında ne söyleyeceğiydi. Son iki yılda, geçmişteki ucuz paranın aksine yüksek faizlerle karşı karşıyayız. Fed üzerindeki faiz indirme baskısı artıyor. Powell’ın yeni açıkladığı 25 baz puanlık (0,25 puan) indirimin ötesinde, aranan şey bunun başlangıç olduğuna dair net bir sinyal. Fed’in niyeti, yıl bitmeden ikişer 0,25 puanlık iki indirim daha yapmak olabilir. Piyasada ve Washington’da hissiyat, daha fazlasına yönelikti.

Temel kaygılardan biri borsa balonu. Sarmalın ne kadar süreceği sorgulanıyor. Trump’ın Nisan’da yeni tarifeleri duyurması borsada başlangıçta şok etkisi yarattı; bir toparlanma görülse de durum son derece kırılgan. Wall Street temkinli davranıp, borsa işlemlerini finanse etmek, spekülasyonu uzatmak ve bir çöküşten kaçınmak için paranın maliyetinin düşmesini talep ediyor.

Trump, hükümet müdahalesiyle potansiyel bir sert ekonomik daralmayı önlemek istiyor. Milyardere göre 3 puan olması gereken faiz indirimiyle yönlendirilen bu müdahaleciliğin merkezi bir yönü, kendisiyle bu talebe karşı çıkan Fed başkanı arasındaki artan gerilimin arka planında yatıyor. Onu görevden alma girişimi başarısız olduktan sonra, kurumun yönetimindeki diğer üyeleri görevden alma yoluna gitti. Guvernör Lisa Cook görevden alındı. Bu hamle, Fed’i kendi denetimi altına alma, yedi üyeli kurulda destekçilerini yerleştirme ve 12 üyeli Federal Açık Piyasa Komitesi’nde (FOMC) faizlerin belirlenmesinde rol oynama kampanyasının parçası.

Ama işler kolay değil; Fed başkanı görevden alınmaya direnirken, uzayıp Yüksek Mahkeme’ye taşınacak bir hukuki mücadelenin başlangıcıyla karşı karşıyayız. Bu, halihazırda bir fırtına kopardı, çünkü tartışılan konu Fed’in bağımsızlığı. Akademi ve iş çevrelerinin önemli kesimleri, finansal ve kurumsal istikrara, bizzat dolara ve Amerikan kapitalizminin küresel konumuna zarar verebilecek tehlikelere karşı uyarıda bulunarak Beyaz Saray’ın saldırısından uzaklaştı. Trump’ın cisimleştirdiği girişimin, yürütmenin elinde güç yoğunlaştırmayı, cumhuriyet kurumlarını baypas eden faşizan özelliklere sahip Bonapartist bir zor rejimi kurmayı hedeflediğini göz ardı edemeyiz. Ancak bu girişim, yargı alanında da yansımaları olan kapitalist sınıfın kesimlerinden dirençle karşılaşıyor. Milyarder, hükümet destekli sınır dışı etmelerin yasa dışı ilan edilmesi, Fed guvernörünün görevden alınması, Los Angeles’ta Ulusal Muhafızların konuşlandırılması ve son olarak bizzat tarifelerin yasa dışı ilan edilmesi gibi aleyhte bir dizi karara katlanmak zorunda kaldı. Kısacası, fırtına cepheleri çok sayıda ve çoğu zaman birbiriyle çelişkili. Bu, durumun patlayıcı doğasına işaret ediyor ve aynı zamanda izlenecek rota konusunda bizzat kapitalist sınıf içinde yaşanan çatışmaları, tereddütleri ve bölünmeleri açıklıyor. Bu tablo, Trump yönetiminin destek tabanını aşındırıyor, toplum nezdinde popülarite kaybına ve Elon Musk’la yaşanan ayrışmanın diğer şirket liderlerine yayılmasında görüldüğü gibi kapitalist sınıf saflarında mesafelenmeye yol açıyor.